Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us

Üşenme;Erteleme;Vazgeçme

NE SAĞCIYIZ NE SOLCU,ECDADIN HAKKINI VERMEK BOYNUMUZUN BORCU

25/2/2008 - Hocalı Katliamı

Kategori: Tarih

 

Hocalı Katliamı (Bir gecede yok olan köy)

25 Şubat'ı 26 Şubat'a bağlayan gece, bundan sadece 16 yıl önce bir köy yok oldu. O gece bebekler bile öldürüldü!..

 

Hocalı Katliamı (Azerbaycan Türkçesi: Xocalı soyqırımı), Karabağ Savaşı sırasında çok sayıda Azeri sivilin, Ermeniler tarafından 25 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kentinde öldürülmesi olayıdır. Azeri kaynaklarına ve Memorial Human Rights Center, İnsan Hakları İzleme Örgütü ve diğer bazı uluslararası insan hakları kuruluşlarının bildirdiklerine göre[1] [2] katliam, Rus 366. Motorize Alayı'ın desteğindeki Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.[3]

Human Rights Watch, Hocalı Katliamını Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirmiştir. Azeri kayıplarının sayısı üzerinde tartışmalar devam etmekteyse de, 400 ila 1000 arasında oldukları genel kabul görmektedir. Azerbaycan resmî kaynaklarının bildirdiği resmî rakam 613 sivil olup, bunların 106'sı kadın ve 83'ü çocuktur.[4]

Bu olaylar Azerbaycan'da "Xocalı soyqırımı" (Hocalı soykırımı), "Xocalı faciəsi" (Hocalı faciası) şeklinde adlandırılırken. Ermenistan ise "Xocalı döyüşü" (Hocalı döğüşü), "Xocalı hadisəsi" (Hocalı hadisesi) terminleri ile ifade edilir. Dünyanın çeşitli dillerinde ve ülkelerinde de Hocalı katliamı benzeri ifadeler kullanılır.

 

Oluşumu

Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askerî bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Dağlık Karabağ bölgesi'nin merkez şehri olan Hankendi’nden 10 km uzaklıkta güneydoğusundadır. Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır.

Hocalı 1991 yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı. Hocalı’ya son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında sivil helikopterin vurulması ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2’sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplardan, ağır makineli silahlarla bombalanmıştır.

936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde tehcire maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri'nin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı.

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu hareketleri ile Azerbaycan Türkleri'ne Dağlık Karabağ konusunda bir mesaj vermek ve stratejik bir konumda bulunan kenti işgali amaçlamışlardı.

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan Azeri resmî rakamlarına göre 613 kişiyi katletmişlerdir. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 7’ten fazlası ise yaşlıydı. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile vahşete kurban gitmişlerdir.

 

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

16/2/2008 - johnson mektubu

Kategori: Tarih
 

Johnson diyordu ki:

“Bay Başbakan;
“Türkiye Hükümetinin Kıbrıs’ın bir kısmının askeri kuvvetle işgal etmek üzere müdahalede bulunmaya karar vermeyi tasarladığı hakkında Büyükelçi Hare vasıtasıyla sizin Dışişleri Bakanınızdan aldığım haber, beni ciddi surette endişeye sevk etmektedir. En dostane ve açık şekilde belirtmek isterim ki, geniş çapta neticeler tevlit edebilecek böyle bir hareketin Türkiye tarafından takip edilmesini, hükümetinizin bizimle evvelden tam bir istişarede bulunmak hususundaki taahhüdüyle kabili telif addetmiyorum. Büyükelçi Hare, görüşlerimi öğrenmek üzere birkaç saat tehir etmiş olduğunuzu bana bildirdi”.

“Diğer taraftan Bay Başbakan, NATO vecibelerini de dikkat nazarınıza celp etmek mecburiyetindeyim. Kıbrıs’a vaki bir müdahalenin Türk Yunan kuvvetleri arasında Askeri bir çarpışmaya müncer olacağı hususunda zihninizde en ufak bir tereddüt olmamalıdır. Dışişleri bakanı Rusk Lahey’de yapılan son NATO Bakanlar Konseyi toplantısında, Türkiye ile Yunanistan arasında bir harbin kelimenin tam manasıyla düşünülemez olarak telakki edilmesi gerektiğini beyan emişti. NATO’ya iltihak esası icabı olarak memleketlerinin birbirileriyle harp etmeyeceklerini kabul etmek demektir… Ayrıca Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale Sovyetler Birliğinin meseleye doğrudan doğruya karışmasına yol açabilir. NATO müttefiklerimizin tam rıza ve muvafakatleri olmadan Türkiye’nin girişeceği bir harekat neticesinde ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’yi müdafaa etmek mükellefiyeti olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulmamış olduklarını takdir buyuracağınız kanaatindeyim”

“Kaldı ki, bir saldırıda ABD’nin temin ettiği malzemeleri kullanamazsınız… Böyle bir harekat on binlerce Türkün katline neden olur… Bunları sizinle baş başa tartışmak isterdim ama görevimden ayrılamıyorum. Eğer gelirseniz memnuniyetle karşılarım“

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

15/2/2008 - 15 şubat 1999

Kategori: Tarih

 

BÖLÜM 13. UÇAK ARANIYOR



Kenya'dan Türkiye'ye direkt uçacak menzilde bir uçak gerekliydi. Koşullara en uygun olanı bir Falcon'du. Türkiye'deki Falcon'lar arasında en uygunu da eski bakan ve işadamı Cavit Cağlar'ınkiydi. Çağlar'ın başı, İnterbank ve Etibank nedeniyle yasalarla beladaydı. Çağlar, özel uçağını her istendiğinde devlet hizmetine vermişti.


Atasagun, Çağlar'ı bizzat aradı. Kendi gideceği bir görev için uçak gerektiğini, MİT'in uçağının arızalı olduğunu söyledi; Falcon'un kira bedeli 200 bin dolar hemen ödenecekti. Çağlar sorgusuz kabul etti; bu tür taleplerde soru sorulmaması gerektiğini biliyordu.


ABD'nin 4 Şubat'taki teklifinin üstünden birkaç gün geçmeden, işadamı heyeti görünümündeki operasyon ekibi Kenya'nın komşusu Uganda'nın başkenti Kampala'ya giderek, Entebbe havaalanında beklemeye başladı.

Son perde

Türk ekibi Uganda'ya ulaşmadan ilginç bir gelişme oldu. CIA, MİT'e ilginç bir soru yöneltti: Öcalan'ın Nairobi'de olduğunu biliyorlardı ama, kesin yerini saptayamıyorlardı. Acaba Türklerde bu konuda bilgi var mıydı?

MİT hemen yanıt verdi:
"Biz olsak Yunanistan Büyükelçisi'nin evine bakarız. Adresi Mutlagia, 12."

Yunanistan Büyükelçisi George Costorlas yıllarca NATO'nun istihbarat ve terörle mücadele bölümlerinde çalışmış, PKK ve Kürt ayrılıkçı terörüyle özel olarak ilgilenmişti. NATO'dayken dosyasını tuttuğu adamı şimdi Dışişleri'nin talimatıyla evinde ağırlamak ve ev sahibi Kenya'ya sürekli yalan söylemek durumundaydı. Kenya Dışişleri, Costorlas'ı çağırarak, Öcalan'ı derhal Yunanistan'a geri göndermesini istedi.

Başbakan Simitis, Dışişleri Bakanı Pangalos'tan Öcalan'ın hemen büyükelçilikten çıkarılmasını ve artık bu defteri, açılmayacak şekilde kapatmasını istiyordu. Costorlas, Atina'dan bu talimatı alınca, istihbaratçı Kalenderidis'ten yardım istedi. Öcalan, teklifleri reddetti ve yazılı olarak iltica talep etti. Atina'nın talimatı, Öcalan'ın gerekirse zor kullanılarak elçilikten çıkarılmasını öngörmekteydi.

Öcalan 7 Şubat'ta Yunan basınına, Yunanistan'ın kendisini iki defa geri çevirdiğini açıkladı; her şey açığa çıkmıştı. Pangalos'un istifası isteniyordu.
Türk kamuoyu da ayağa kalkmıştı. Hükümet beceriksizlikle suçlanıyordu.

15 Şubat sabahı

Ekibin beklediği haber, 15 Şubat sabahı geldi. Falcon, Kenya'ya geçerek Nairobi havaalanında gözlerden uzak bir köşeye park etti. Türk ekibi uçaktan dışarı çıkmayacaktı. Bekleyiş başladı.

Aynı sırada Kenya istihbarat örgütü büyükelçilik konutuna girmiş, Yunanlıların çaresiz bakışları altında Öcalan'ı, elçiliği terk etmezse, zor kullanmakla tehdit ediyordu.

Büyükelçi, telefon geldiğini söyleterek başka bir odaya geçti. Öcalan'ı rahatlatacak haberi dönüşte verdi: Pangalos aramıştı. Havaalanında bir uçak bekliyordu ve isterse Hollanda ya da başka bir Avrupa ülkesine gidebilirdi.
Öcalan havaalanına gitmeyi kabul edince, üç ciple konuttan çıktılar.

Uçağın kapısında sarışın, açık renk gözlü, Avrupalı diplomat görünümlü bir kişi güler yüzle onu bekliyordu. Rahatladı. Görevliyle selamlaştı. Uçağa bindi. Kapı kapanınca da, o meşhur "Memleketine hoş geldin" sözüyle yolculuk başladı. Kenya Dışişleri, daha sonra Öcalan'ın ülkeden ayrılış tarihini 15 Şubat 1999, saat 19.30 olarak açıkladı.


Ankara'da büyük sevinç günü

Öcalan'ı taşıyan Falcon, 16 Şubat sabahı saat 03.00 gibi Akdeniz üzerinden Türk hava sahasına girdi. Atasagun, hemen Ecevit'i aradı. Başbakan uykudan telefon sesiyle uyanmanın da etkisiyle çok heyecanlandı.

Uçak önce İstanbul'a inmişti. Yakıt ikmali yapıldıktan sonra Bandırma'ya uçtu. Abdullah Öcalan askerlere teslim edildi. İmralı'ya götürülmek üzere bir hücumbota bindirildi.

Kimlik tespiti

Atasagun saat 05.30 gibi Demirel'i aradı:
"Sayın Cumhurbaşkanım, devraldık." Demirel de heyecanlandı, "Harika" dedi, "Allah kolaylık versin."

MİT ve Genelkurmay İstihbaratı ise Kenya'da yakalanıp getirilen kişinin gerçekten Öcalan olup olmadığını kesinleştirmek istiyordu. Parmak izi, ses frekansı ve diğer testler yapıldı: Ellerindeki şahıs gerçekten PKK lideri Abdullah Öcalan idi.

Saat 09.30 gibi Atasagun Başbakanlığa gitti. Ecevit'in makam odasında, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın katılımıyla açıklama taslağını birlikte hazırladılar. Sonra Ecevit daktilosunun başına geçip yazmaya başladı. Bu arada TV'lere Öcalan'ın uçaktaki görüntüleri dağıtıldı. Sokaklardaki garip sessizlik ve bekleyiş saat 11.00'de Ecevit'in TV'lerden canlı yayımlanan açıklamasıyla son buldu:


"Değerli gazeteci arkadaşlarım,


Sizlere ve aziz yurttaşlarımıza bir haberim var. Bu sabaha karşı saat 03.00'ten itibaren bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Türkiye'dedir.

Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Abdullah Öcalan sonunda kendini Türkiye'nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını bağımsız Türk adaletine verecektir.

Bu operasyon Genelkurmayımız ile MİT'in tam bir uyum içinde çalışmaları sayesinde başarıldı. Kendilerine tebriklerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Allah milletimizi ve bütün insanlığı terörden ve savaşlardan korusun."

Allah milletimizi ve bütün insanlığı terörden ve savaşlardan korusun."

Operasyonda görev alan yedi kişi için 18 Şubat 1999'da Çankaya'da bir tören düzenlendi. Ekip üyelerine yedi takdirname verildi ve yedi Longines marka saat hediye edildi. Saatlerin arkasına çok özel bir şeyler kazındı. O yedi takdirname ve yedi özel saat kimdeyse, ekip üyeleri onlar.

Öcalan'ın hapsedilmesi ve açık yargılanması hem Türk kamuoyuna, hem de başta TSK olmak üzere idari ve siyasi yapıya büyük özgüven getirdi. Önce, içinde MHP'nin yer aldığı bir hükümetin Öcalan'ın idamını ertelemesine, sonra idamın kaldırmasına imkân veren bu özgüvendi.

Türkiye'yi zayıf düşürecek her girişimi desteklemekten çekinmeyen Yunanistan'da, Dışişleri Bakanı Pangalos, Öcalan'ın yakalanışından birkaç gün sonra istifa etti.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

11/2/2008 - JAPONLARIN TARİH ANLAYIŞI

Kategori: Tarih

 

 Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler yapacak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar DA ikili işbirliği gerçekleştirecek. İşler buraya kadar çok iyi...

 Japon heyeti yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemelerini yapar. Sonra Bakanlıkta toplanırlar. Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginçtir: "Sizin çocuklarınızda milli şuur yok". Bizimkiler şaşırır! "Bizim çocukların damarlarındaki kan, Milli duygumuzun kaynağıdır." Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa misafirdir! Bizimkiler sorar, "Peki, Sizin gençlerinizde milli şuur var mıdır? Japon uzmanları anlatmaya başlar:

 Biz gençlerimize ilkokula başlamadan "şok testler" uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok katlı yollardan DA geçen tren, onları şöyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş döndürücü neticesini görerek bir şok olurlar. Sonra... Bu şoktan sonra Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bombalanmış bu bölge hakkında bilgilendirir; değil hayvan, bitkinin bile yeşermediğini gösteririz. Ve deriz ki "Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanınız, işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak biçimde size bırakıp giderler. Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsınız. Gerisi sizin bileceğiniz iş.

 Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar. Sizlere şunu
hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır.Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz."

 Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar : "-Peki ya Türkiye için tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?" Japonlar; "elbette var" derler. "Bizimkinden çok daha önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü savaşta, Türkler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayacağı olur hale getiriyorlar. En son teknolojiye ve donanıma meydan okuyarak, inancın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar. Üstelik karşılarında tek bir düşman değil, müttefik güçler; sizin tabirinizle yetmiş iki millet var.

Evet M²'ye 6.000 Mermi!...
M²'ye 6.000 Mermi!...
6.000 Mermi!...
Bileniniz var mıydı ?
300 M2 lik bir tepe için 2 gece savaşıldı...
M2'ye 50 ölü düşüyordu...

 Cerrahpaşa'dan gelen 130 son sınıf öğrencisi gönüllünün hepsi şehid oldu O tepede... O sene mezun verilmedi tıbbiyeden...
Anlatacak çok şey var bu savaşta.
Oradan geçen varsa tepelere kazınmış yazıyı bilir.

 'Dur yolcu bilmeden basıp geçtiğin bu toprak bir devrin battığı yerdir'...

 Allah 250 bin şehidimizin ruhunu şad etsin...

 

NOT:DERLEME OLAN TÜM BELGELER ALINTIDIR. BİR KERE DAHA HATIRLATALIM. İSBATLANABİLİRLİĞİ TARTIŞILIR,İSMİ GEÇEN KİŞİ,KURUM VEYA DEVLETLER HAYALİ OLABİLİR. HAKİKATİ ÖZNELDİR.

HİLAL-İ AHMER         AKVAM-I BEŞER

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

28/1/2008 - ŞEBNEM FERAH-YEMEN TÜRKÜSÜ

Kategori: Tarih

 

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımızda

BİR ÖZLEM VAR İÇİMDE UZAKLARA DOĞRU; ENGİN DENİZLERE, SANA VE AŞKIMIZA. SİSLİ BİR MAZİDEN UZAKTA YALNIZCA SANA YAKIN. GÖNLÜMÜN DALGALARINDA SEVGİN KALSIN BİTMEYEN RÜYALARIMDA HEP SEN VARSIN AL BEYAZIM!

Kategorilerimiz

CNNTÜRK - Türkiye Haberleri
Image Hosted by ImageShack.us
DİŞE DİŞ, KANA KAN, SÜNGÜ TAKARAK ALDIĞINIZ BU MÜBAREK TOPRAKLARDA CİRİT ATAR OLDULAR.UMARIZ KEMİKLERİNİZ SIZLAMIYORDUR.O PAK RUHLARINIZ ŞAD,MEKANLARINIZ CENNET OLSUN. ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE HİTABEN FİLME ALINMIŞ YAPIT "KINALI KUZULAR" DAN BİR KESİT, O GÜNLERİ TASVİR EDEN BİR TÜRKÜ: "ELEDİM ELEDİM" BİR GELİRİZ,PİR GELİRİZ! ARKADAŞLAR,BU İSLAMİ İÇERİKLİ BÖLÜMDE BAZEN İSLAMİ GRUP HOCALARININ DEYİŞLERİNE YER VERLİYOR. ALAKAMIZ YOKTUR,BİLGİNİZE!
Türkçe - Ýngilizce Sözlük
ç - ý - ð - ö - þ - ü
Kelime: